RAUF

VARIETY - Jay Weissberg: 'RAUF'

RAUF

Rauf’un Türk-Kürt çatışma hattının ortasında pembe renkli yazma için nafile arayışı, bir çocuğun masumiyetten geçişini sembolize eden bir aşk görevidir aslında…

Barış Kaya ve Soner Caner’in tadında ve abartısız melankolik dramı “Rauf”ta, roketler geceyi ışığa boğarken, bir çocuk bekleyiş ve kayıp travmalarına şahit olur. Doğu Anadolu’daki (Kars yakınlarında) bir Kürt köyünde geçen öykü, mevcut çatışmalara, içinde her açıklamayı barındıran kilit unsur olarak yaklaşırken, olaylara doğrudan referansları zekice bir tavırla arka planda tutuyor. Çocuğun hayranı olduğu kadını memnun etmek için pembe yazma arayışı, dozunda bir sevimlilik ortamı oluştururken, maharetlice kadrajlanmış görseller dikkat çekiyor. Filmin sonundaki o gereksiz müzik patlaması dışında, filmin kareleri, zarif ve büyülü bir ruh hali yaratıyor izleyicide… Festivaller ve gösterim organizasyonları açısından kayda değer bir film Rauf…

Film, her ne kadar, Berlinale’nin Generation Kplus kategorisinde yarışmış olsa da, organizatörler bu sınıflandırmaya bakmamalı hiç… Film, Kürt-Türk çatışmasını bir çocuğun perpsektifinden gözlemliyor, dolayısıyla filme bir çocuk filmi demek zor…   9 yaşındaki Rauf  (Alen Hüseyin Gursoy), her gün Türk milliyetçiliği propagandasının işlendiği harap haldeki köy ilkokulunda, derslerine pek de ilgili olmayan bir çocuktur. Asıl isteği bir çoban olmaktır, fakat babası onu marangoz Ahmet Usta’nın (Yavuz Gürbüz) yanına çırak olarak verir. Ahmet Usta’’nın son dönemlerde yoğun olarak aldığı iş, Türk-Kürt çatışmalarından ceset torbalarında gelen hemşerilerinin yakınları için tabut siparişi almaktır. Bu çatışma, bir çocuğun tam olarak idrak edemeyeceği bir şeydir, dolayısıyla yönetmenler Kaya ve Caner, Rauf’un bu çatışmaların sonuçlarını duyular üzerinden izlenimci bir yaklaşımla deneyimlemesini tercih etmişlerdir. Örneğin Rauf, marangozhanede yan odadan bardak getirmesi istendiğinde odaya girer ve duvarlara sıra sıra dizilmiş çivili tabutlarla karşılaşır.   Çocuk bir savaş yaşandığından haberdardır, zira geceleri patlama seslerini duyar, köyde genç insanların eksikliğini görür ve her gün, çatışmadan bir şekilde dönmesini beklediği oğlunun uzak ufuklara bakarak yollarını gözleyen yaşlı bir kadının yanından geçer.

Ama en nihayet bir çocuktur Rauf; en yakın arkadaşları Zeman (Muhammed Ubiç) ve Bedo (Veli Ubiç) ile neşeli oyunlar oynayan, bu arada ustasının 20 yaşındaki kızı Zana’ya (Seyda Sözüer) aşık olan bir çocuk… Zana, bu aşkı hissedebilecek kadar işbilir bir genç kızdır ve Rauf’tan bir istekte bulunur.  “Şehre indiğinde, bana pembe çiçekli bir yazma alır mısın?” diye sorar Rauf’a… Rauf için bir sınavdır bu ve bu sınavı hararetle kucaklar. Ama bir sorun vardır: Pembe rengini tanımıyordur, görmüşse de bilmiyordur ve sorup soruştururken aldığı tarifler, henüz zihninde görselleştiremediği bu rengi tanımlamasına yetmez.

Birçok açıdan mübalağa sanatının harika bir örneğidir gördüğümüz esasen…Ciddiyetsizliğin rengi pembe, ciddi bir çatışmanın ortasında harap olmuş bir kasabada bulunması zor bir renktir; yaşam ve geçim mücadelesi bir şekilde sürse de, böyle ciddiyetsizliklerin eksikliği günden güne daha belirgin hale gelmektedir.  Rauf için pembe arayışı, masumiyetin eşiğinden hiçlik ve hüznün hakim olduğu daha karanlık bir yere geçişi sembolize eden bir aşk görevine dönüşür. Kaya ve Caner bu durumu öyle muhteşem bir ölçüyle ayarlamışlar ki, film sonundaki o rahatsız edici müzik, hassasiyete sekte vurup izleyiciyi melankolik hülyalarından sarsarak uyandırdığı için gereksiz yere can sıkıyor. 

Oyuncular, etkinlikten ödün vermeden doğal bir his yaratmak amacıyla başarıyla bir araya getirilmiş amatör ve profesyonel isimlerin bir karışımından oluşuyor. Bu doğal hisse, hem oyuncuların  becerileri, hem de Caner’in incelikli bir dürüstlük taşıyan mahir senaryosu sayesinde erişiliyor.  Filmin görsel ruh halini, Vedat Özdemir’in, karla kaplı ve yüksek zirvelerle kuşatılmış mekanın geniş ve ıssız ortamından ilham alan muhteşem görüntüleri belirliyor. Bu öyle bir mekandır ki, orada zaman durmuştur ve savaş bu durağan zamana müdahale ederek, saatlerin zahmetsiz geçişini endişeli bir bekleyişe dönüştürür. Doğal ışık, tümü geçişi simgeleyen kapı ve pencerelere dayalı karelerle usta işi bir kadraj ortaya koymaktadır.

http://variety.com/2016/film/festivals/rauf-review-berlin-film-festival-1201721115/