RAUF

SCREENDAILY - 'Rauf' Berlin'de

Yazan : Dan Fainaru / Screen Daily
Çeviren: M. Adnan ÜÇCAN. Barış Kaya ve Soner Caner’in bu ilk uzun metrajlı filmini, ‘çocuk’ konusuna çarpıcı bir bakış açısıyla eğiliyor gibi görenler olabilir. Ancak, Kuzeydoğu Anadolu’nun uçsuz bucaksız derinliklerinde, zamanın içinde kaybolmuş küçük bir köyün sade, masum görüntüsü altında ‘insan’ dokusunu işledikleri söylenebilir. Filmin daha hemen başındaki karanlık ve seyirciyi tedirgin eden ilk karelerine baktığımızda, Berlin Film Festivalinin Generation Kplus kategorisinden çok, olgun bir seyirciye sunulması daha uygun olurdu.
Yönetmenler, bu ilk filmlerinde sadece doğru bir bakış açısı yakalamakla kalmamış, hiçbir şekilde gösterişe kaçmayan minimalist bir yaklaşımı benimseyerek doğru sinema dilini de yakalamışlar.
Filmin başında, bir anne ile oğlu, yine uykusuz geçen bir gecede, dehşet içinde birbirine sokulmuş, yakın bir yerlerde yaşanan şiddetli bir çatışmanın seslerini dinlemektedirler. Bir sonraki sahnede, derme çatma bir masaya uzatılmış bir ölünün bedeni köylüler tarafından alınıp mezarına taşınır. Gençler bu tarz bir girişten hoşlansa da hoşlanmasa da sanat çevreleri ve festival programcılarının şöyle bir durup biraz daha dikkatle bakmalarında yarar var. Buradaki, incelikli, başarılı ve aynı zamanda sessiz kalmasına özen gösterilmiş bir dille ifade edilen siyasal mesaj, seyircilerin dikkatinden kesinlikle kaçmayacaktır.
Söz konusu köy bir Kürt köyüdür; filmde bu nokta açıkça ortaya konmaz; asilerle Türk güvenlik güçleri arasında gece boyunca sürüp giden çatışmalardan böyle olduğunu tahmin edebiliyoruz, fakat seyirciyi rahatsız etmemek için bunlar söze dökülmez. Köy halkına zulmedenler her kim olursa olsun ete kemiğe bürünüp görünmez. Film, engin ufuklara uzanan karla kaplı dağların, vadilerin, ovaların aydınlık manzaraları ile köy halkının ilkel, basit, ışıktan yoksun evlerini kaplayan karanlık arasındaki kontrast üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Konuya gelince, düğüm noktası, on yaşındaki Rauf (Alen Hüseyin Gürsoy) adlı bir çocuğun büyümesiyle ilgilidir. Rauf, öğretmeni tarafından sınıftan atılınca okulu bırakır. Babasının bir marangoz arkadaşının yanında sanat öğrenmeye başlar ve bu arada marangozun, kendisinden on yaş büyük kızı Zana’nın (Şeyda Sözüer) sade, doğal, yapmacıksız şirinliğine kapılıp ona aşık olur.
Köy hayatının yavaş ve telaşsız temposu, hava şartları dolayısıyla daha da ağırlaşmıştır. Film adeta kış altındaki bir kır masalı havasında sürüp gidecekken sürekli hatırlatmalarla bu durgun akış kesilmekte ve yaratılan heyecan bilinçaltımızda körüklenmektedir (bunun için kurgucuları kutlamak gerekir.) Köylüler ya yaşlı insanlar ya da çocuklardır; ortalıkta genç, çalışmaya yatkın kimse pek görünmez. Marangozun en önemli işi tabut yapmaktır. Her müşteriye ölenin yaşı ve beden ölçüleri sorulur, ölüm sebebiyle asla ilgilenilmez.
Bir de Rauf’un annesi var; ağabeyinin bahsi geçtiği zaman ağlar, sızlanır – o da dağa çıkmıştır, belki de hiç dönmeyecektir. Zemheri soğuğunda, tepenin üstünde, gece gündüz demeden bir iskemleye tüneyip sessizce ufku gözleyen yaşlı bir kadın var şimdi. Bütün bunlar Rauf, Zana’nın hoşlandığı pembe çiçekli yazmayı bularak onun dikkatini çekmeye çalıştığı süreçte olur; ne var ki, Rauf’un yaşadığı dünyada pembe renk yoktur.
Bütün bu anlatılanlar Türkiye’den gelen haberleri ve Ankara’nın Kürt halkıyla ilgili tutumunu izleyenler için bilinen şeyler olmalı. Bununla beraber, dünyanın herhangi bir yerinde, azınlıklara eziyet eden bir rejimin, türü ne olursa olsun, açık bir ithamdan ya da belirgin bir protesto içermekten kaçınmakla birlikte, film evrensel bir anlam kazanıyor. Bu arada, başlardaki bir sahnede, sarkastik bir anlatımla Kore savaşı gazisi kör bir köylü, vatanın düşmanlarına karşı savaşırken gözlerini nasıl kaybettiğini çocuklara anlatıyor; fakat Kore’nin dünyanın öbür ucunda olduğunun farkında bile değil.
Barış Kaya ve Soner Caner, savaş anlatan bir film üzerinde birlikte çalışmışlar. Biri yönetmen diğeri senaryo yazarı olarak bu ilk ortak çalışmalarında, sadece doğru bir bakış açısı yakalamakla kalmamış, hiçbir şekilde gösterişe kaçmayan minimalist bir yaklaşımı benimseyerek doğru tonu da yakalamışlar. Filmin en dokunaklı sahnelerinden biri korkuluğu gömmek için yapılan cenaze töreni. Marangozun atölyede bulunmadığı bir sırada, Rauf, sevdiğini kaybetmiş acılı bir ana-babanın istediği tabut için, aynı ustasından gördüğü gibi, hem merhametli hem de zanaatkâr bir tavırla sipariş alır. Bütün roller, gerçek kişiler (oyunculardan oluşmayan bir kastla karşı karşıyayız) tarafından oynanmıştır. Tabii ki, Alen Gürsoy, filmin büyük kısmının yükünü küçük omuzlarında cesaretle taşımaktadır. Aslında bu film, çocuk gözüyle bir iç savaşın anlatımıdır ama, çocuklar için yapılmış diyemeyiz.

'Rauf': Berlin Review
Dirs. Baris Kaya, Soner Caner. Turkey, 2016. 93 min.
screendaily.com

http://www.screendaily.com/reviews/rauf-berlin-review/5099827.article